Akademi

Bilim Daha Çok mu Üretiyor, Yoksa Daha Çok mu Yayınlıyor?

Göksel Armağan ·

Bilim dünyasında son yirmi yılda dikkat çekici bir dönüşüm yaşandı. Araştırmacıların, dergilerin ve bilimsel makalelerin sayısı büyük bir hızla arttı. Üniversitelerin başarısı da giderek daha fazla yayın, atıf, uluslararası işbirliği ve araştırma performansı üzerinden değerlendirilmeye başlandı. Bu gelişmenin olumlu tarafı açıktır: Dünyada daha fazla araştırma yapılıyor ve bilimsel bilgi daha geniş bir akademik çevreye ulaşıyor. Ancak yayın sayısındaki artış ile bilimsel kalitedeki artış aynı şey olmayabilir.

Özellikle 2000'li yıllardan itibaren üniversitelerin uluslararası sıralamalardaki konumu önem kazandı. QS1, Times Higher Education2 ve ShanghaiRanking3 gibi sistemler üniversiteleri çok sayıda gösterge üzerinden karşılaştırıyor. Bu göstergeler arasında yayın sayısı, öğretim üyesi başına yayın, atıf sayısı, öğretim üyesi başına atıf, en çok atıf alan yayınların oranı, akademik itibar, uluslararası ortaklıklar, araştırma gelirleri ve sanayi ile ilişkiler gibi ölçütler bulunuyor.

Üniversitenin sıralamadaki konumunu yükselten göstergeler akademik kariyer ve kurum performansı açısından ödüllendirildiğinde, araştırmacılar da doğal olarak bu göstergeleri yükseltecek davranışlara yöneliyor. Böylece bilimsel araştırmanın amacı ile araştırmanın ölçülme biçimi arasında bir mesafe oluşabiliyor.

Yayın sayısı yirmi yılda olağanüstü arttı

Bu değişimin boyutunu görmek için güçlü ve karşılaştırılabilir bir veri kaynağı bulunuyor. ABD National Science Foundation bünyesindeki National Center for Science and Engineering Statistics (NCSES), Science & Engineering Indicators kapsamında Elsevier'in Scopus veri tabanını kullanarak dünya bilimsel yayınlarını izliyor. 2025 raporunda kullanılan veri seti 2002–2023 dönemini kapsıyor ve 47 milyondan fazla İngilizce makalenin bibliyometrik bilgilerini içeriyor.

Dünya bilim ve mühendislik yayınları 2023 yılında yaklaşık 3,3 milyon makaleye ulaşmış durumda. 2014 yılında bu sayı yaklaşık 2,2 milyondu. Yani yalnızca 2014–2023 döneminde yayın üretimi yaklaşık yüzde 50 arttı. 2002'yi 100 kabul ettiğimizde ise uzun dönemli artış daha açık biçimde görülebiliyor.

Yaklaşık yirmi yıllık dönemde bilim ve mühendislik yayınlarının üç katına yaklaşması, akademik üretimin nicelik açısından olağanüstü genişlediğini gösteriyor. Fakat bu rakam doğrudan bilimsel kalitenin üç katına çıktığını göstermiyor.

Dünya bilimsel yayın üretimi (2002 = 100)
2002 yılı 100 kabul edilerek dünya bilimsel yayın üretiminin 2023'e kadar yaklaşık üç katına çıktığını gösteren çizgi grafik

Kaynak: National Science Board, Science & Engineering Indicators 2025; Elsevier Scopus. Endeks, 2002 yılının 100 kabul edildiği yaklaşık uzun dönemli değişimi göstermektedir.

Artış bütün bilim dallarında aynı değil

NCSES, yayınları çok sayıda bilim dalı için ayrı ayrı izliyor. Tarım bilimleri, biyolojik ve biyomedikal bilimler, kimya, bilgisayar ve bilgi bilimleri, mühendislik, sağlık bilimleri, matematik ve istatistik, fizik, psikoloji ve sosyal bilimler bunlardan bazıları. Bilim dallarının yayın üretim hızları aynı değildir. Bir fizik araştırmasının, bir tarım ekonomisi çalışmasının, bir tarih araştırmasının veya bir tıp araştırmasının üretim süresi ve ortak yazarlık yapısı birbirinden oldukça farklıdır. Dolayısıyla bütün akademisyenleri aynı yayın sayısıyla değerlendirmek bilimsel açıdan sorunludur.

Bilim dallarında yayın üretiminin değişimi
Bilim dalı 2002 2010 2015 2020 2023 2002–2023 değişim
Tarım bilimleri 21.231 36.477 46.041 74.734 88.213 +315,5%
Bilgisayar ve bilgi bilimleri 73.659 239.209 221.448 316.856 421.785 +472,6%
Yerbilimleri, atmosfer ve okyanus bilimleri 40.082 59.529 72.405 92.758 88.750 +121,4%
Sağlık bilimleri 334.451 471.975 563.771 716.722 749.949 +124,2%
Malzeme bilimi 35.216 56.619 68.002 90.445 91.511 +159,9%
Matematik ve istatistik 28.620 44.409 55.282 70.844 80.797 +182,3%
Psikoloji 21.416 33.471 46.204 56.617 63.229 +195,2%
Sosyal bilimler 44.600 85.496 109.099 148.551 174.123 +290,4%

Kaynak: National Science Board/NCSES, Science & Engineering Indicators 2025, Tables SDISC-22–SDISC-35, Elsevier Scopus.

Atıf da tek başına kalite ölçüsü değildir

Yayın sayısından sonra en çok kullanılan göstergelerden biri atıftır. Atıf, bir çalışmanın bilimsel tartışmada kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Ancak yüksek atıf sayısı otomatik olarak yüksek bilimsel kalite anlamına gelmez.

Bir makale güncel bir konuya odaklandığı, yeni bir yöntem sunduğu veya geniş bir araştırma alanına hitap ettiği için yüksek sayıda atıf alabilir. Buna karşılık son derece özgün bir çalışma dar bir uzmanlık alanında kaldığı için az atıf alabilir. Bu nedenle bilimsel kaliteyi yalnızca yayın sayısı ve atıf sayısıyla ölçmek mümkün değildir. Özgünlük, yöntemsel sağlamlık, veri kalitesi, tekrarlanabilirlik, kuramsal katkı, bilimsel etki ve toplumsal fayda birlikte değerlendirilmelidir.

Yayın sayısı kadar yazar sayısı da artıyor

Bir başka dikkat çekici gelişme makalelerdeki yazar sayısının yükselmesidir. Bunun önemli bir bölümü bilimsel araştırmanın doğal dönüşümünden kaynaklanıyor. Büyük laboratuvar deneyleri, uluslararası projeler, kapsamlı veri setleri ve disiplinler arası çalışmalar çok sayıda araştırmacının katkısını gerektirebiliyor. Ancak her çok yazarlı çalışma aynı nitelikte değil.

Akademik yükseltme ve performans sistemlerinde yayınların kişisel kariyer açısından taşıdığı değer arttıkça yazarlık da akademik bir kaynak haline gelebiliyor. Araştırmaya gerçek katkısı olmayan kişilerin akademik konumları, yakın ilişkileri veya karşılıklı yazarlık beklentileri nedeniyle makaleye dahil edilmesi bilimsel etik açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.

Ölçtüğümüz şeyi üretmeye başlıyoruz

Çok yazarlı yayınların artması, atıf potansiyeli yüksek konulara yönelme veya daha kolay yayımlanabilecek araştırmaların tercih edilmesi de her zaman bilimsel ilerlemeyle aynı anlama gelmemektedir. Ölçülerek ödüllendirilen neyse araştırıcılar bu yönde bir üretim yapmaktadırlar.

Araştırmacının kendisi de bir sayıya dönüşüyor

Bir metrik ile ölçme isteği üniversitelerin yayın ve atıf sayılarıyla değerlendirilmesiyle sınırlı değil. Aynı ölçüm anlayışı zaman içinde araştırmacının kendisine de uygulanmaya başladı. Araştırmacının akademik performansını yayın sayısı, toplam atıf sayısı, h-indeksi, i10-indeksi gibi bir kaç sayı üzerinden bilimsel profilini özetlemek mümkün.

Bunların içinde en bilinenlerden biri h-indeksidir. Bir araştırmacının h-indeksi 10 ise, en az 10 atıf almış en az 10 yayını bulunduğu anlamına gelir. Google Akademik ve Publons gibi sistemler araştırmacıların yayınlarını ve atıflarını izleyerek bu tür göstergeleri otomatik olarak hesaplayabiliyor.

Bu durum daha ileri götürüldüğünde biraz bilim kurgu senaryolarını hatırlatıyor. Gelecekte bir araştırmacının akademik değerinin, kendi çalışmalarını okumaya gerek kalmadan birkaç sayısal gösterge üzerinden otomatik olarak belirlenmesi düşüncesi artık tamamen hayal ürünü değil.

Bu tehlikenin akademik dünyada farkında olanlar da var. San Francisco Declaration on Research Assessment (DORA - https://sfdora.org/), h-indeksi, atıf sayıları ve diğer bibliyometrik göstergelerin araştırma değerlendirmesinde sorumlu biçimde kullanılmasını savunuyor. DORA, araştırmaların ve bilim insanlarının performans değerlendirmelerinde niteliği öne çıkarmayı amaçlayan küresel bir girişimdir. Bildirge, dergi etki faktörlerinin (JIF) akademik başarıyı ve iş kalitesini ölçmek için bir araç olarak kullanılmasına karşı çıkmaktadır. Temel ilkesi, bir araştırmanın değerinin yayımlandığı derginin popülaritesine göre değil, kendi bilimsel içeriğine ve kalitesine odaklanılarak ölçülmesidir. DORA; makalelerin yanı sıra veri setleri ve yazılımlar gibi tüm araştırma çıktılarının adil şekilde değerlendirilmesini savunarak akademik dünyada daha şeffaf, niteliksel ve geniş kapsamlı bir değerlendirme kültürünü yerleştirmeyi hedefler.

Nicelikten niteliğe

Elbette üniversitelerin araştırma kapasitesini bilmek, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını değerlendirmek, araştırma politikalarının sonuçlarını izlemek ve bilimsel üretimdeki değişimleri görmek için ölçülebilir göstergelere ihtiyaç vardır. Bir göstergenin kullanışlı olması, onun gerçeğin tamamını temsil ettiği anlamına gelmez. Yayın sayısı bilimsel üretimin niceliği hakkında bilgi verir; fakat araştırmanın özgünlüğünü söylemez. Atıf, bilimsel etkinin bir göstergesidir; fakat bir çalışmanın niteliğini tek başına belirlemez. H-indeksi araştırmacının belirli bir bibliyometrik performansını gösterir; fakat iyi bir bilim insanı olmanın bütün özelliklerini kapsamaz. Bu nedenle akademik değerlendirmede göstergeler karar vermenin kendisi değil, karar vermeye yardımcı olan araçlar olarak görülmelidir.

Gelecekte DORA benzeri girişimlerin çoğalmasına, üniversitelerin ve araştırma kurumlarının yalnızca daha fazla yayın üreten akademisyenleri değil, daha nitelikli ve anlamlı bilimsel katkı yapan araştırmacıları destekleyen değerlendirme sistemleri geliştirmesine ihtiyaç vardır. Bu nedenle nicelikten niteliğe geçiş yalnızca bir tercih değil, bilimsel değerlendirmenin geleceği açısından bir zorunluluktur.

Dipnotlar

  1. Quacquarelli Symonds, dünya çapındaki üniversiteleri çeşitli akademik ölçütlere göre derecelendiren, İngiltere merkezli bir yükseköğretim analiz ve araştırma kurumu, 1990 yılında Nunzio Quacquarelli tarafından kurulmuştur.
  2. THE yükseköğretim kurumları hakkında haberler, analizler ve gelişmeler yayımlayan Londra merkezli haftalık bir dergidir. En bilinen yönü, her yıl yayımladığı küresel Dünya Üniversiteleri Sıralaması ile dünya genelindeki üniversiteleri değerlendirmesi ve derecelendirmesidir.
  3. İlk kez 2003 yılında Çin'in Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından yayımlanmıştır. Günümüzde bağımsız bir kuruluş olan ShanghaiRanking Consultancy tarafından her yıl güncellenerek yayımlanmaktadır.

Yazı Listesine geri dön.